ALTIN 214,6217
DOLAR 5,3661
EURO 6,0819
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
°C

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADIN

Bismillahirrahmanirrahirrahim

TARİHTEN GÜNÜMÜZE KADIN

İnsan olarak bizi var eden, kadın olarak da en güzel vasıflarla bizi donatıp, değer verene hamdolsun.

Kadınlara verilmesi gereken değeri, gönderdiği risaletiyle tekit ettirdiği, bizim dünya ve ahiret değerlimize de salât ve selam olsun (sallahu aleyhi vesellem).

Kadın; insanlığın varoluşundan beri hangi toplumda ve o toplumun hangi kategorisinde bulunursa bulunsun yıpratılmış, hak ettiği değer verilmemiş, hakları elinden alınmış; ezilmiş, sömürülmüş ve zulme maruz bırakılmıştır.

Aslında yaratılma amacı ve ona yüklenen rol çok büyüktü, öncelikle Allah’a kuldu. Sevilerek var edilmişti, cennet ayaklarının altına konulmuştu

Kadın için Rabbinden gelen ne büyük değerdi. Ama gel gör ki; Rabbinin ona verdiği değeri ve hakları bilmeyen kadın haklarını eline verdiği,  tarih boyunca verilen her nimeti tahrif ve tağyir etme vasfı taşıyan insan kadının hukuku üzerinde de oynamıştır.

Geçmişten günümüze ulaşmış, tarih kitaplarına baktığımızda bulunduğu çağda kendisini medeni addetmiş nice toplumlarda da kadının toplumsal ve hukuksal haklarının ne kadar gasp edildiğini görüyoruz. İslam dinine dil uzatanların, kadınların haklarını gasp ettiğini, onları ikinci palana attığını savunanların geçmişine göz atarsak kadının bulunduğu yer ve tarihte, geçirdiği süreçleri daha iyi anlarız.

ESKİ KÜLTÜR VE MEDENİYETLERDE KADIN

Yahudi Medeniyetinde Kadın:

Musevilik olarak bilinen Yahudilik ilk büyük ve tek tanrılı bir dindir. M.Ö.7. y.y.

‘da Mısır ve Filistin de ortaya çıkmıştır. Son derece milliyetçi bir dindir. Yahudilerden başka kimseye üstünlük vermez.     Yahudilik erkek egemenliğini ilk kurumlaştıran dindir. Muharref (tahrif edilmiş) Tevrat’ta erkeğin ne derece üstün kılındığı kadının ise nasıl düşürüldüğü açıkça belirtilmektedir.

  • Kadına tüm doğumlarda sonsuz acılar içinde kıvranmayı ceza olarak vermiştir.
  • Kadın ölümden daha acıdır. Salih (Allah katında) binde birde olsa kurtulacaktır. Fakat kadınlar arasında, Allah’ın huzurunda kurtuluşa erecek tek bir kimse bulunmaz.
  • Kadın miras ve mal-mülk edinme hakkına sahip değildir.
  • Diğer birçok uygarlıkta olduğu gibi Yahudilikte de kadın kısır olursa terk edilir ve gerek toplum gerekse ailesi tarafından dışlanır.
  • Evlenen kadın her yönüyle kocasının malı oluyor ve kocası ona istediğini yapabiliyordu. (v.s.)

Hıristiyanlık Medeniyetinde Kadın

Hıristiyanlık, Musevilikten sonra gelen çok kapsamlı tek tanrılı bir dindir. Bu din Hz. İsa’ya vahyedilmiştir. Yahudiliğin bir kavim dini olarak sürdürülmesi, Roma zulmünden kurtulmak isteyen halkı bu dine sevk etmiştir. Bu yeni dinin eşitlik ve sömürüye karşı çıkması nedeniyle kadınlar içinde bir kurtuluş umudu haline gelmiştir.         Bu yeni din ile böyle bir kurtuluş umulurken Hristiyanlığın Roma İmparatorluğunun resmi dini ilan edilmesiyle beraber köle ve yoksul halk yine baskı altına girdi. Hristiyan toplumu kadını bir şer bela olarak algıladı inanışlarına göre;

‘’Erkek kadın için yaratılmadı ama kadın erkek için yaratıldı.’’

Orta çağda kadın, erkeğin kölesi durumundadır. Orta çağ aydınları kadının ruhu var mı diye günlerce tartıştılar sonunda “evet vardır ’erkek için yaratılmıştır’’ görüşünü kabul ettiler.

Yoksul kesimden evlenmek isteyenler olursa derebeylerden izin almak zorundaydılar. Evlenmek isteyenlerle öncelikle derebeyleri beraber oluyor ve o kadınların iradesini ve kişiliğini ayaklar altına seriyorlardı.

Sadece fakir kesimin kadını böylesi bir uygulamaya tabi tutulmuyor, yüksek zümre dediğimiz şövalyeler de kendi isteklerine cevap vermeyen yahut hoşlanmadıkları hanımlarını çeşitli cezalara tabi tutarak ya boşuyor ya da satabiliyorlardı. Bu satış işlemini taksitle bile yapıyorlardı.

Evlenen kadının babası evlilik anlaşması mülkiyet devri gibi evrak üzerinde kızının eşinin üzerine mülkiyetini devrettiğini belgelerdi ve artık onun ismini alırdı. (1)

Bu yüzden soyadı kanunu İngiliz ürünüdür. Evlenince soyadı değiştirmeyi de onlardan alarak bize uyguladılar ve bu uygulama hala devam etmektedir. İslam hiç kimsenin soyunu evlenince değiştirmez. Kadın evlenir boşanır ve soyunun adı sabittir. Çünkü soyu sabittir.

Yunan Medeniyetinden Kadın

Yunan medeniyeti altın bir çağ yaşamasına rağmen kadınlara karanlık bir çağ yaşatmıştır. Felsefe alanlarında tarihe adına yazdıran Sokrat, Eflatun ve Aristo gibi felsefecilerin döneminde kadının değeri çok düşük ve aşağı bir seviyedeydi.

Yunan toplumunda kadın evinin ve kocasının hizmetçisi pis kokan, hor ve hakir görülen değersiz bir eşya gibiydi.Eflatun’’Kadın elden ele orta malı olarak gezmelidir’’demiştir.Kadının miras hakkı olmadığı gibi boşama hakkı yoktu. Boşama durumunda hâkimin huzuruna çıkıp savunma yapamazdı.

Yunan toplumunda fuhuş da oldukça yaygındı. Sanat adına fahişelerin çırılçıplak resimleri yapılmış, evleri siyasetçilerin ve edebiyatçıların uğrak yeri olmuştur.

Ünlü filozoflarında içinde yer aldığı Yunan toplumunda homoseksüellik yaygın bir hal almış ve bu sapık ilişki normal bir hale gelmişti. Erkekler arası böylesi sapık bir ilişki söz konusuyken, erkek karısını kısır olduğu takdirde akrabalarından her hangi biriyle yatırma hakkına sahiptir. Şayet kadın kısırsa erkek onu boşardı. (v.s.)

Çin ve Japon Medeniyetinde Kadın

Kadın, erkeklerle aynı haklara sahip değildi. Kıza evleneceği kişiyi zifaftan önce görmeye müsamaha gösterilmezdi. Kadın kocasına ve kocasının annesine hizmet etmekle yükümlüydü. Kadın çok erkek doğurmakla ün kazanır, saygı görürdü.        Erkek doğurmayan kadın hem ailesinden hem de toplumdan dışlanırdı.Japon medeniyetin en önemli özelliği GEYŞA denen Japon zaniye kadınlarının olmasıydı.

Kadın erkeğin kötü ahlakına ve kendisine yapılan zulme karşı koyamadığı gibi boşanmaya da hakkı yoktu. (v.s.)

Eski Roma Medeniyetinde Kadın

Asırlar boyunca krallıkla yönetilen Roma İmparatorluğu zulmüyle insanları tehdit altına almıştır. İmparatorluğun kuvvete dayalı zulmü erkeğin olduğu gibi kadının da hayatına aksetmiştir.       Roma medeniyetinde kadına hiçbir medeni hak verilmemiştir. Mülk miras edinme hakkı yoktu. Kendi hayatıyla ilgili bütün kararları kocası verirdi. Roma toplumunda kadın ailesi tarafından itiraz hakkı tanımadan satılabiliyordu. Evin erkeği karısını satabildiği gibi çocuklarını da satabiliyordu.

Eski İran, Hind medeniyeti, Mısır medeniyeti ve İslam öncesi medeniyetlere bakılırsa hiç birinde hak hukuk adalet görülmez.Kadının evlilik, ticaret, miras, boşanma, evlat hakları tamamen ellerinden alınmıştır. Tarihte ki diğer tüm medeniyetlere bakacak olursak daha nice buna benzer binlerce örnekler görebiliriz.

İslamiyet’ten Önceki Arap Toplumunda Kadın

İslam’dan önce Arap toplumunda kabilelerin birçoğunun kız çocuğu sahibi olmalarının kendilerini alçaltıp utandıracağına inanıyorlardı.

Bu kabilelerden herhangi bir kişinin kızı olduğunda ya onu öldürmesi gerekiyor, ya da milletin bütün ayıplamalarına ve aşağılamalarına kulağını tıkaması gerekiyordu. (2).

‘’Onlardan birine kız çocuğu olduğu müjdelenince öfkelenir ve yüzü kapkara kesilir, müjdeden ötürü milletten saklanır, acaba o çocuğu zillet ve horluğa katlanarak yaşatsam mı yoksa toprağa mı gömsem’’ (Nahl suresi: 68,69)

Cahiliyle devri Araplarının baba otoritesine dayalı bir aile yapısı vardı.

Koca onları geçindirmek kaydıyla istediği sayıda kadınla evlenebilirdi.

Kocanın ölümü halinde kadın diğer mallar gibi kocanın mirasçılarına geçerdi. Bu mirasçı ister onunla evlenir, isterse başkasıyla evlendirerek mihri kendisi alırdı. Köle pazarlarında kadınların boynunda tasma alınır satılırdı.

Burada ayrıntılı yazamayacağım daha nice zulümler kadınlara reva görülmüştür.

Cahiliye de (İslamsız toplum) nikâh dört çeşittir;

a- Kız velisi tarafından nişanlanır sonra da evlendirilirdi.

b- Kadın hayızdan temizlenince kocası tarafından başka bir erkekle birlikte olmak üzere gönderilir. Kadının hamileliği birlikte olduğu adamdan belli olununcaya kadar kocası onunla birlikte olmazdı. Hamile kalırsa onu sever ve bunu da çocuğun mükemmelliği için yapardı.

            c- On kişilik bir grup erkek toplanıp kadınla beraber olurdu. Hamile olup çocuk doğurunca o adamların hepsini toplar ve şöyle derdi. Yaptığınız işi biliyorsunuz.

“Ben doğurdum, Ey falanca bu oğlundur.” derdi. Ona seçtiği adamın ismini verir ve adam buna itiraz edemezdi.

Kadın çocuğuna baba seçerken daha çok en zengin ve kabilelere üstün olanını tercih ederdi.

d- Birçok adam bir kadına giderler ve kadın buna itiraz etmezdi. Bunlar kötü kadınlardı. Evlerinin kapısına işaret koyup bayrak dikerlerdi. Sonra hamile kalıp doğurunca çocuğuna istediği erkeği baba seçerdi. Cariyelerin birçoğu fuhşu meslek haline getirmişti. (Buhari, Nikâh-2.132/133. Ebu Davud, Talak-22/72).

İşte; İslamsız hayatların içindeki kadını gördük.

Oysa İslam la gelen emirlerle, kadına verilen değer ve ihtimam tarihte devrimler oluşturmuştur.

Bugün bize medeniyet dersi vermeye (!) kalkan medeniyetsizlerin tarihi budur.

İSLAM’A GELİNCE

Rabbimiz insanı büyük bir alakayla (severek) var etmiştir.

Müsteşriklerin ve onların takipçileri olan her çağın zalimlerinin dediği gibi İslam kadını ikinci plana atmamış ve ezmemiştir.

Ona zarar verilmeyecek her yerde kadın erkekle aynı yerde bulunmuştur. (savaş, barış, ticaret, miras, ilim. v.b.)Rabbimiz Kuran’ı Kerim ‘de daha ilk yaratılış anından kadının ne kadar değerli ve ne kadar önemli olduğunu ayetleriyle bize öğretmişti İnsan olarak kabul edilmeyen tarihten gelen kadına KUR’AN ayrıca hitap etmiştir.

’’Dedik ki: Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin, dilediğiniz gibi bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.’’ (Bakara, 35).

Ayeti Kerime’yi güzelce fehmedersek ikiniz (peygamber ve eşi) de yiyin için istediğiniz gibi, erkek bir üst kategoride değildir.

Âdem yesin Ya Havva sende ona hizmet et, sen ondan geriye kalanları yersin denilmemiştir, beraber bütün nimetleri kullanın aynı, emre birlikte uyun eğer uymazsanız aynı sorumluluğu yüklenir sonucundan birlikte mesul olursunuz.

FITRAT DİNİ OLAN İSLAM incelendiğinde hak ve hukuk üzere indirilmiş harika bir nizam olduğunu daha iyi anlamaktayız. İslam la kadına o kadar kıymetli haklar gelmiştir ama maalesef Müslüman Hanım dininden ve dininin kendisine verdiği haklarından haberi olmadığı için bugün bu haklardan yoksun yaşıyor ve yaşamaya da devam ediyor.

İslam da Kadın hakları başlı başına bir konudur, bu konuları öğrenip içeriğine vakıf olduğumuz da dinimize hayran kalıyoruz. Kendimizin ne kadar kıymetli olduğunu hissediyoruz; çünkü  ruhi durumumuzdan fiziksel durumumuza kadar ele alındığına ve ehemmiyet gösterildiğine şahit oluyoruz.

Değerli Okuyucu Kardeşlerim!

Bu ayki konumuzu burada tamamlıyorum.

Rabbim hakkı hak olarak anlamayı ve yaşamayı hepimize nasip etsin.

En Emine (C.C.) emanet olunuz.

Eğitmen

Sümeyye DEMİRCİ

Beğen
Paylaş
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.